28 Ekim 2009 Çarşamba
The Taking of Pelham 1 2 3 (2009)
27 Ekim 2009 Salı
Orphan (2009)
Bu yaz sonu ülkemizde 'Evdeki Düşman' adıyla da gösterime giren 'Orphan' adlı filmden bahsetmek istiyorum dostlar, uzun süredir yazmıyordum bu suskunluğa biraz ara verelim istedim…
Afişi gördükten sonra The Ring filminden Samara Morgan aklıma gelmedi desem yalan olur, ama izledikten sonra gördük ki samara bu kızın yanında gerçekten halt etmiş . Yönetmen koltuğun da casting konusunda gayet başarısız olan (bknz: House Of Wax) Jaume Collet-Serra oturuyor olmasına karşın oyuncu seçimlerinin çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.
123 dk‘lık süresi ile gayet uzun ve yer yer insanı sıkan bir tempoya sahip, ancak son final bölümü tüm bunları unutturacak kadar güzel hazırlanmış. Şu ana kadar filmin artılarından bahsettik ancak yadsınamayacak kadar kötü noktaları da yok değil; gerilim oluşturmak adına yıllardır kullanılan klişe ses efektleri ve buzdolabının garip bir uğultu ile beraber kapatılması gibi şeyler artık yeter dedirtiyor.
Bir gerilim filmi olarak beklentileriniz bu yönde olmasına karşın son bölüme kadar ‘Esther’ adlı karaktere antipati besleyerek geçiriyorsunuz yani bu karakter sizin üzerinizde bir gerilim unsuru oluşturmuyor. Ayrıca kurgu konusunda da eksikleri olduğunu düşünüyorum, bu kadar uzun bir filme akıcılık katması muhtemel şeyler eklenmemiş ve final bölümüne kadar konunun alt metni hakkında sadece oyuncular arasındaki diyaloglar sayesinde bilgilendiriliyorsunuz bunlar flashback ler ile desteklenmiş olsa daha güzel bir seyirlik haline gelebilirmiş.
Her zaman olduğu gibi filmle ilgili beklentileriniz ne kadar az olursa o kadar keyif alacağınıza eminim. İyi seyirler.
6,5 / 10
http://www.imdb.com/title/tt1148204/
http://orphan-movie.warnerbros.com/
28 Eylül 2009 Pazartesi
Låt Den Rätte Komma In (Let The Right One In) (2008)
iden yorumlarsınız?İşte bu sorunun cevabını almanızı sağlayacak film ... 2008 Aralık'ında dünyanın muhtelif yerlerinde gösterime giren İsveç yapımı bu film, özellikle Holywood'un ekmeğine yağ süren büyük bir "korku" klişesini yıkıyor. Holywood bunun üzerine nasıl geçeck acaba? şeklinde düşüncelerin lüzumu yok zannımca. Keza kendileri ya filmi alır daha güzel efektlerle yeniden gösterime sokar ya da benzer bir konuyu farklı bir isimle piyasaya sürer(remake diyalla). Bu film hakkında sanırım kendileri pek birşey yapamayacaklar, özel efektlerden gerçekçiliğe ve hatta oyunculuğa tam anlamıyla bir şaheserle karşı karşıya kalmış durumdalar çünkü.
Oskar'ın hayatı hergün okul arkadaşlarından işkence görmek ve odasında yalnızlığıyla cebelleşmek gibi rutin meselelerle geçmektedir. Bu sırada yan dairesine yeni taşınmış olan kendisinden birkaç yaş büyük (12 yaşındaki) Eli'yle tanışır. Ve aralarında duygusal bir yakınlaşma başlar.
Tam buraya kadar klasik bir dram /romantik filmin işleyişini özetleyebilmiş oluruz. Ancak film türdeşlerinden burada kopuyor. Çünkü küçük Eli bir vampirdir. Hem de Bram Stoker'ı depresyona sürükleyecek cinsten bir vampir...
Film, İsveç sinemasının soğuk, gerçekçi ve katı havasına eklediği korku öğelerini aynı gerçekçilikle yansıtıp tırım tırım tırsıtırken aynı zamanda insanın dudağına sıcak kanlı bir öpücük konduruveriyor dersem radikal gazetesi haftasonu eki yazarları gibi kolpa bir izlenim bırakmış olurum sanırım. Ama konu hakkında daha güzel bir ifade cümlesi gelmiyor aklıma.
Özellikle başroldeki çocuk oyuncuların (Kåre Hedebrant ve Lina Leandersson) mükemmel oyunuyla bağlılık, aşk gibi konuları anlatırken toplumsal cinsiyet gibi bir konuya da inceden değinen film; vampir klişelerini de oldukça güzel işleyerek Stoker'ın kemiklerini sızlatıyor alenen.
John Ajvide Lindqvist in aynı adlı romanından uyarlanan film şimdiye kadar izlediğim en farklı, en sürükleyici, en ağız burun uyuşturan filmler arasına girdi bile.. Hatta bazı kısımlarda Ondskan' ı hatırlattı. En az üç kere daha izlerim ben.. Siz bir kez de olsa bir göz atın bakalım..
9.5/10
http://www.imdb.com/title/tt1139797/
http://www.lettherightoneinmovie.com/
24 Eylül 2009 Perşembe
Baran (2001)

"Benimle bir parça ekmeğimi paylaşır mısın?"
Rang-e khoda (Allah'ın Rengi), Bacheha-Ye aseman (Cennetin Çocukları) ve Pedar (Baba) gibi İran'ın seçkin filmlerine imza atan usta yönetmen, senarist (belki bir mutasavvıf) Majid Majidi'nin 2001 yapımı filmi.
Film, dini baskı ve yoksulluk nedeniyle İran'da bulunan Afganların yaşam zorluklarını anlatıyor.
İranlı genç bir inşaat işçisi olan Lateef (Hossein Abedini - bkz. Pedar) kolay olan işini elinden alan Afgan çocuğa zulmetmeye başlar. Kendisini tanıdığında ise işler tamamiyle değişecektir.
Film, izleyiciye verdiği şu bilgiyle başlıyor;
1979'da Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal etti. Sovyetler 10 yıl sonra geri çekildiğinde ülkenin eski halinden eser kalmamıştı. Bu yıkımla birlikte sonrasında başlayan iç savaş, Taliban rejiminin zalim saltanatı ve 3 yıllık kuraklık, milyonlarca Afganın ülkelerinden kaçmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler'in tahminine göre İran, şu anda 1,5 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni nesilin büyük bir kısmı İran'da doğdu ve ülkelerini hiç görmediler.
http://www.imdb.com/title/tt0233841/
16 Eylül 2009 Çarşamba
Biraz da İğrenelim (Part - 1)
Bu iğreti vaziyetlerden ilki “dilimize çevrilen film isimleri”dir. Genel olarak internet üzerinde; özel olarak da sözlüklerde bu konuyla ilgili dökümanlara rastlamanız mümkün. Ben bir de kendi gözümden bu olayı neşredeyim istedim.
Konuyla ilgili alacağımız temel örnek “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind” olacak sanırım. Bildiğiniz üzere Jim Carrey ve Kate Winslet’in başrollerini paylaştığı bu güzide film. Nice Melis’in gönül kapılarını aralamasına sebebiyet vermiştir. Sadece duygusal Melisler değil; benim gibi ruhsuz alet çantası aparatları dahi etkilenmişlerdir bu filmden. E tabi nefis konu, muhteşem işleyişe uygun bir de güzel isim bulmuşlar. Ancak film ülkemizde hepimizin bildiği üzre “Sil Baştan” olarak gösterime girdi. Ve bize de bu güzelim filmi bir Pazar akşamı Kanal D’de çekirdek çitleyerek izlemek kaldı.
Bu gibi birkaç filmi sıralamak ve sizlere hatırlatmak istiyorum izninizle :

The Bucket List (2007) : Başrollerini Jack Nicholson ve Holywood'un Münir Özkul'u Morgan Freeman'ın oynadığı bu muhteşem film; hayatlarının son dönemlerini yapmak istedikleri herşeyi yaparak geçirme arzusuna sahip iki ihtiyar delikanlının hikayesini anlatmakta. Filmin dilimize çevirisi "Şimdi Ya da Asla".

Oldboy: İhtiyar delikanlılardan bahsetmişken; Chan-wook Park'ın yönettiği 2003 tarihli bu eşsiz intikam hikayesi de dilimize İhtiyar Delikanlı olarak çevrilmiş.

Stepmom : Başrollerinde Julia Roberts, Susan Sarandon ve Ed Harris' in oynadığı duygusal film. Sırf şu yanda görmüş olduğunuz afişteki kadınların pozisyonu ve afişe bakan adamın aynı anda radyoda çalan Songül Karlı türküsü "Omuz Omuza Gardaş"'ı dinlemesi sebebiyle filmin Türkçe'ye çevirisi Omuz Omuza olarak yapılmıştır.
Leon : Zamanında hepimizin baştacı ettiğimiz 1994 tarihli efsane film. Yönetmen Luc Besson. Bu filmde yukarıda verdiğim örneklere nazaran daha farklı bir durumla karşı karşıyayız. Yukarıda gördüğümüz bazı çevirilerde İngilizce'de mevcut bazı terim veya deyimlerin Türkçe içerisinde bulunmaması sonucunda ortaya çıkan alakasızlıkların mevcudiyeti dikkatinizi çekmiştir. Bu noktada çeviriyi yapanlara sinirlenme kat sayımız söz konusu Leon olduğunda oldukça artıyor. Çünkü çeviren abimiz ya da ablamız; filmin orjinal isminin (Leon) yetersiz olduğuna kanaat getirmiş olacak ki filmin çevirisini bize aynı zamanda filmin temasını özetleyebilecek şekilde yapmış; Leon : Sevginin Gücü...

Good Bye Lenin! : Muhteşem bir film. 2003 yapımı "Alman" filmi. Yönetmen Wolfgang Becker. Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin yıkılmasına yakın komaya giren anne ve uyandığında karşılaştığı kapitalist ülkesini görüp komple diyar değiştirmemesi için çabalayan oğlunun dramatik hikayesi. Şimdi bu film enfes bir kapitalizm eleştirisi ve bir Alman filmi arkadaşım. Hadi bunları anlamadın isminin sonunda ki ünlemi (!) de mi görmedin yahu! Tamamen ironik olan bu ismin Türkçeye çevirisi Elveda Lenin. Çeviriyi bu sefer tutturdun da gene gol değil sayın abim...
There's Something About Mary : Buna hiç girmiyorum. Konuya gerek yok. Kolpa Amerikan komedisi. Velakin arkadaş öyle bir çevirmişsin ki ben o çeviriyi okuyana kadar ingilizce gramerimi geliştirirdim. Dili dönmüyor ki insanın. Ah Mary Vah Mary. Ben bizzat yaşadım bu olayı : ah veri vah veri'ye bir bilet lütfen..
Bir de tabi imam ve cemaat ilişkisinin daha açık şekilde karşımıza çıktığı bir durum da korsan cd çevirileridir. Adamlar haklı tabi. Hatta yeryer orjinalinden daha iyi çalışmalar çıkabiliyor.
Bizzat gördüklerim :

House of Wax : Sırf afişin verdiği gazla Eriyen Kadın...

Edukators Yine bir afiş çalışması; Kanlı Duvar.
Bu örnekler böyle sürüp gider. Şarkı ya da film isimlerinin çevrilmemesi sanıyorum hepimizin tercihidir. Ya da film isimleri çevrilirken yapımcı firmanın belirlediği çeviriler kullanılmalıdır ki yapımın anlam bütünlüğü bozulmasın. Bu da yazıdan çıkarılabilecek ana fikirdi. Ya da değildi. Bilmiyorum...
9 Eylül 2009 Çarşamba
Machuca (2004)
8 Eylül 2009 Salı
Il y a Longtemps Que Je T'aime (2008)



Tabi bu filmin de, artıları olduğu kadar eksileri mevcut. Yönetmenin, neredeyse film boyunca omuz planı ve yakın plan yüz çekimleri, kimi noktalarda "cuk " otursa da, çok sık kullanıldığından ötürü, istenen etkiyi bırakmıyor seyirci üzerinde. Tabi ki bu hata olarak değerlendirilebilecek yöntemi, yönetmenin ilk filmi olmasına bağlayabiliriz.
8 / 10
http://www.imdb.com/title/tt1068649/
