24 Ağustos 2009 Pazartesi

La Habitación Del Niño (2006)


Eğer siz de; 24 karede bir, böceksel, mutantvari azgın hayvanlar sahnelenen filmleri korku filmi kategorisine sokmuyor, çekirdek çitleyerek izleyebiliyorsanız, ve kurgusal, parapsikolojik, ya da en azından korku unsurunun gözünüze gözünüze sokulmadığı filmleri korku filmi olarak adlandırıyorsanız La Habitación Del Niño tam size göre...

La Habitación Del Niño diğer adıyla The Baby's Room ; İspanya'nın ünlü korku filmi serisi 'Películas para no dormir / films to keep you awake', türkçesiyle 'uyanık tutacak filmler'in arasından sadece birisi, belki de en iyisi...

Film ilk olarak büyük bir evin hayalini kuran çekirdek bir aileyi tanıtarak başlıyor. Eee tabi bu büyük ev ucuza kapatılmış, son 2 yılda beş kiracı değiştirmiş, her haliyle perili ev imajı çizebilecek bir profile sahip. Bu haşmetli eve yakın zamanda taşınan ve bugüne kadar kusursuz bir yaşam sürmüş olan aile, Juan ( Javier Gutiérrez ) , Sonia ( Leonor Watling ) ve küçük kızlarından ibaret...

Bebek telsizinden şükela sesler duyan Juan, evde yalnız olmadıklarından şüphelenmeye başlar. Bir yandan bu şüphenin içine saldığı korkudan, bir yandan da eski teknoloji bebek telsizine güvensizliğinden dolayı ufaklığın odasına bebek monitorü yerleştirir. Ve bir gece bebeğin yanında bir siluetin oturduğunu görür...


Filmin can alıcı kurguları bu sahnelerden sonra başlasa da, ağızdan daha fazla spoiler kaçırmama niyetiyle filmi anlatmayı burada kesmek durumunda kalıyorum...

Gerek yönetmen, gerekse oyuncular göz önüne alındığında, yerel bir ispanyol filmi The Baby's Room... Yönetmen Álex de la Iglesia'yı The Oxford Murders'tan tanıyoruz, başrolde yer alan Javier Gutiérrez ve Leonor Watling ise neredeyse tanımıyoruz. Ancak sergiledikleri gerçekçi çift profili ve harikulade oyunculukları gözden kaçmıyor.

Giriş paragrafında da değindiğim gibi, filmi gayet güzel kurgulamış İspanyol yönetmen. Yalın anlatımıyla 'lan noldu, bu da nerden geldi' gibisinden sorgulara mahal vermezken, fazla detay vermeyerek de filmin bilim kurguya dönüşmesinin önüne geçiyor. Şahane bir finalle de alt dudaktan bir kaç damla salyanın süzülmesine ön ayak oluyor.

Filmin sıkıcı dakikaları ise, Juan ile Sonia'nın merdivenlerde bir elde bıçak, kroşe, aduket eşliğinde boğuşmalarından oluşan, Hollywood sahnelerine denk geliyor.

Genelleyecek olursak, güzel vakit geçirebileceğiniz, 77 dakika boyunca bir an olsun filmden kopmayacağınız, arada sırada ufaktan tırstırcak bir film The Baby's Room...

7.0 / 10

http://www.imdb.com/title/tt0430164/

Flammen og Citronen (2008)


Film, naziler tarafından işgal edilmiş halde olan Danimarka’da geçiyor. İşbirlikçi ve muhbirlerin bir hayli fazla olduğu dönem içerisinde faşizme karşı savaşan Danimarkalılar da yok değil. Orijinal adıyla Flammen og Citronen yani ‘Ateş ve Limon’ bahsettiğim direnişin sadece marjinal bir parçası. Ateş ve Limon verilen emirleri sorgulamadan yerine getiren iki tetikçi ama bir yerden sonra bu emirleri uygulamadan önce vicdanî duygularının süzgeçinden geçirmek zorunda kalacaklar. Her film olduğu gibi bu yapım da kendi içerisinde bir aşk hikayesi barındırıyor ancak senaryo gerçek bir hikayeden alıntı olduğundan mıdır bilinmez, kesinlikle sırıtmadığını söyleyebiliriz.

Ole Christian Madsen’in senaryosunu yazıp yönettiği Danimarka – Almanya – Çek Cumhuriyeti ortak yapımı olan filmi konu itibariyle film-noir olarak adlandırmak yanlış olmaz, aynı zamanda ters ışık fotoğraflar ve her sahnede eksik olmayan sigara ise bu düşüncemi destekler nitelikte.


Oldum olası Avrupa sineması konusunda daha torpil geçen bir bünye olarak bu filmi de epey sevdiğimi söyleyebilirim, sıkıldığım yerlerde yok değil ancak konudan uzaklaştıracak kadar değil tabi ki. Oyunculuk konusunda gözüme çarpan ve yapay bulduğum Ketty Selmer rolündeki Stine Stengade haricinde genel olarak oyunculuk gayet başarılı özellikle Flammen karakterindeki Thure Lindhardt 35 yaşında biri olarak 21 yaşındaki bir karakteri başarıyla canlandırmış..

2.Dünya savaşı tarihine ilgi duyan ve film-noir tarzını sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapım…

7.0 / 10

http://www.imdb.com/title/tt0920458/

23 Ağustos 2009 Pazar

The Soloist (2009)

Beauty is art; music is beauty...

Atonement ve Pride & Prejudice’den tanıdığımız üzere Joe Wright, yer yer tribünlere oynasa da Hollywood ortalamasının üzerinde filmler çekebilen bir yönetmen. Üçüncü uzun metrajlı filmi The Soloist’de de iyi bir iş çıkarmış. Filmimiz en azından vasatın üzerinde seyrediyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Jamie Foxx ve sevgili Iron Man’imiz Robert Downey Jr. Yer alıyor. Film diğer Wright filmlerinde olduğu gibi mükemmel değil ama kaliteli.

Son zamanlarda popülerlik kaybı yaşayan ve eski işleriyle aynı kalitede yazılar ve hikayeler yakalayamayan L.A. Times yazarı Steve Lopez (Robert Downey Jr.) sokakta tesadüfen karşılaştığı evsiz Nathaniel Ayers (Jamie Foxx)’ın ilginç hikayesini keşfeder ve kendi kariyerinin selameti için bulduğu bu hikayeyi köşesine aktarmaya karar verir. Bu karşılaşmadan sonra bu ikilinin arasında gelişen dostluk aynı zamanda Lopez’in daha önce içinde yer almadığı farklı bir dünyayı da görmesini sağlayacaktır.

Steve Lopez’in aynı adlı kitabından uyarlanan film, gerçek bir hikayeyi anlatması açısından izleyicinin gözünde daha ilgi çekici hale geliyor. Ancak ilk yarım saatiyle inceden hareketli geçeceğine dair izlenim uyandıran film Nathaniel’in hikayesinin anlatılışından sonra durgun bir hal alıyor. Hatta oldukça sade olarak nitelendirilebilecek finaliyle de başta edindiğimiz izlenimin aksi bir görüşle noktalıyoruz filmi. Ama bu biraz da bol hengameli hollywood film trafiğinden kurtarıyor akışı.

Film; doğuştan müziğe yetenekli, oldukça fazla sayıda enstrümanı çalmayı becerebilen, müzik hakkında neredeyse süper zeka denilebilecek bir algıya sahip ancak akıl sağlığı yerinde olmayan bir karakter ile ondan kariyerist amaçlarla faydalanmak isterken kendisini bir çeşit dostluk ilişkisi içerisinde bulan “duygusal çakal” abimiz arasında gelişen hikayeyi anlatarak kimi zaman Rain Man’a göz kırparken; kimi zaman da son dönemin ilgi çekici filmlerinden Reign Over Me’ye el sallıyor (benim kanaatimce arada bir de Good Will Hunting’e de “naber” diyor).

Velhasıl kaliteli, sıkılmadan izlenebilecek bir film olmuş. Çok büyük beklentilerle izlemezseniz oldukça keyif alırsınız.

7.5/10

http://www.imdb.com/title/tt0821642/

Başlangıç


Bu Blog, sanal ve reel ortamda birbirine sürekli olarak filmlerden bahseden, film linki gönderen, sinema hakkında konuşan, "abi o sahnede adam nası uçtu öyle arkadan" geyikleri yapan bir grup sinema sever pıtırcık tarafından;
"birbirimize tek tek anlatmaktansa ortaya anlatalım herkes görsün" düsturuyla hazırlanmıştır.

İyi seyirler dileriz.